Bazı hikâyeler bir mekanla başlar.

Bizim hikâyemiz ise iki farklı dünyanın kesişmesiyle başladı.

Ömer Akpınar, çocukluğundan beri baba mesleği olan tekstil sektörünün içinde büyüdü. Kumaş, terzilik ve üretim süreçleriyle iç içe geçen yıllar, ona kaliteyi ve gerçek zanaatkârlığı daha mesleği olmadan öğretti.

Gömlek üretimindeki uzun yıllara dayanan deneyimi sayesinde, bir ürünün ilk kumaş seçiminden son dikişine kadar nasıl inşa edilmesi gerektiğine dair güçlü bir teknik bakış geliştirdi.

Karel Baki ise BANDE'ye farklı bir pencereden yaklaştı. Tiyatro, sanat ve hikaye anlatıcılık geçmişi; nesnelerin yalnızca kullanılmak için değil, aynı zamanda anıları, sembolleri ve duyguları taşıyabilmesi fikrini beraberinde getirdi.

Onun için bir eşarp yalnızca bir aksesuar değil; illüstrasyonlarla hikâyeler anlatabilen bir tuvaldi.

Birlikte, modanın ötesine geçen bir şey yaratabileceklerini fark ettiler.

Sadece eşarplar değil.

Kumaşa işlenmiş hikâyeler.


Karel'in hikaye anlatıcılık odaklı yaklaşımı ile Ömer'in tekstil üretimindeki teknik birikimi; her parçanın hem anlam taşımasını hem de uzun yıllar kullanılabilecek kalitede olmasını sağlıyor.

İyi bir tasarım, güçlü bir zanaat ister.

Gerçek zanaat ise hayal gücüyle anlam kazanır.

Ve bu, yalnızca başlangıç.